Boş Tahta

İliştirme

William Cobb (Çeviri M.Dardeniz)

 

Tamamen farklı görünen kavramlar olsalar da, iliştirme hem Go, hem de Budist filozofisinde önemli bir kavramdır. Budistler için iliştirme, tüm acıların kaynağını tanımlamanın bir yoludur. Ölüm yaşam döngüsüne bizi bağlayan şeydir; aydınlanmaya ulaşmak için, nesneler arasındaki ilişkilendirmenin kesilmesi önemlidir. Go’da, başka bir deyiş ile, doğru koşullar altında, diğer oyuncunun taşlarına taş iliştirmek çok faydalı bir taktiktir. Özellikle de, çevreniz düşman taşları ile çevrili iken taşlarınızı güvenli kılmada etkilidir. İliştirmeler rakibinizin taşını güçlendirmekle beraber, aynı zamanda sizin taşınızı da güçlendirir ve bu şekilde yaşayan bir grup kurmanıza öncülük ederler. Sonuç olarak, go’da iliştirme zorlu koşullarda yaşamanızı sağlar, Budizim’de de gerçek hayat, ilişkilerin (ilişkilendirmelerin) kesilmesi ile gelir.

Budist felsefeye göre, aydınlanmamış kişiler ilişkilendirmeyi severler, go’ya yeni başlayanlar sıklıkla diğer oyuncunun kendi taşlarından birine taş iliştirilmesinden korkar ve paniğe kapılırlar. Bu iki ayrı iliştirme-ilişkilendirmeyi birlikte düşünerek bir şeyler öğrenebilir miyiz?

Budizm’de ilişkilendirilmiş olmak, bir şeyin doğal değerine müdahale etmektir, bir şeyi olduğundan belirgin veya silik kılmak, sonuç olarak kötü ve hatta yıkıcı bir şeydir. Aileler çoğunlukla çocuklarına bu duygu ile, gelişkinler işlerine ve diğerleri de kimliklerinin sürmesi ve hayatta kalmaları için gerekli olduğunu düşünerek yaklaşırlar. Budistler ise bunu hata olarak ve gerçekte, gerekli olandan daha fazlasını istemek ya da doğal yaşamdan bazı şeyleri, kendi yaşamımızı sürdürmek için kullanmak olarak düşünebileceğimiz bir çeşit açgözlülük olarak görürler. Çocukların ya da başarının gelip, gideceği gibi, ve bu geliş ve gidişlerin kontrolümüzde olmayan pek çok etkene ve birini elde etmenin yolunun başkalarının da elimizde olmasına bağlı olması, insanı korku ve endişe içine düşürür.(♫)

Sonuçta, Budist felsefesinde bir şeye bağlı olmanın anlamı, onu ümitsizce elinde tutmaya çalışmak, onu yitirmenin bir felaket olacağını düşünmektir. Öğrenmemiz gereken, bir şeyleri severken, onun hak ettiği değeri öğrenmemiz, fakat severken maddi değerini düşünmeden  ve ona olan sevgimizin, ona bir şekilde sahip olmamızla ilişkilendirmeden yapmalıyız. Ve şu an, Go’daki iliştirme ile olan paralellik ortaya çıkmaya başlamaktadır.

İliştirdiğiniz taş çok değerli olmakla beraber, değeri genellikle gözardı edilir. Bu durum, herhangi bir taşını esir vermek istemeyen, oyuna yeni başlayanlar için bir tezat gibi görünebilir. Bu kişiler, rakiplerinin ciddi hesaplamalar sonucunda yerleştirdiği taşa odaklanırlar. Eğer ellerinden gelirse, bir şeyin değerini hatalı tahmin ederek ve düpedüz bir açgözlülük olduğunu görmeyip, büyük bir iştahla bu taşı almak için saldırırlar. Güçlü olan oyuncu “ Hımm! Bu taşı mı istiyorsun?” diye düşünür, “Başka bir tane daha ister misin?”.  Güzel şeyler sonsuza kadar sürmezler. Sıklıkla onlardan vazgeçmek, bizi daha iyiye götürebilir. Taşları basitçe tehdit etmedeki, taş fedasının altında yatan temel prensibi anlamak, go’yu öğrenirken izlenmesi gereken önemli bir adımdır.

Sonuç olarak, go oyuncuları iliştirmenin Budizim'deki anlamını öğrenebilmeye iyi hazırlanmışlardır. Biri birkaç taş koyar ve bir iskelet ya da bir hayat inşa etmeye başlar, beraberinde bir taş ya da bir taş grubunu, genele baktığında daha iyi bir sonuç elde etmek için feda etmekten korkmamalıdır ( Burada bir bütüne saygı duyuyorsak, bütünü oluşturan parçalara da saygı duymamız gerektiğini, ama bununla beraber bütün için ufak parçaların fedasının gerekebileceğini düşünmeliyiz).  Tahtanın bir bütün olarak paylaşıldığı sona, oyun sonuna ulaşılırken, kişi her bir taşın hem çok değerli, hem de feda edilebilir olduğunu düşünmelidir. Budist görüşü, kendi mallarına, işlerine, çocuklarına ve hayatlarına bakışı bundan farklı bir şekilde değildir. Bu şeylere tümüyle sahip olmanın tek yolu, hiçbirinin gerekli olmadığını ve hepsinin geçici olduğunu kabul etmekten geçer (etmektir). Sonuçta, bunlardan birini kaybetmek ile, insan mahvolmaz veya onu aydınlanma yolundan alıkoymaz. Bundan, birinin bu şeyleri değersiz olarak görmesi gerektiği anlamını da çıkartmamalıyız . Dünyanın değerinin tam olarak verebilmesinin yolu, onu ciddiye almadan, ondan feragat etmekten geçer. Gerçek hayatta, bir şeylere iliştirilenler (onlara yüklediğimiz değerler) bir kimseyi çok ağırlaştırır. Go’daki iliştirme tecrübemizden, hayatımızı nasıl kolay ve aydınlanmış yapmayı öğrenebiliriz.

The Empty Board #2

American Go Journal XXXIX, 1 (Kış 1995), 20-21

Copyright © 1994-2003 William Cobb. Tüm Hakları Saklıdır.


♪ Ç.N. ve ilişkilendirme yerine iliştirme kullanmayı istemedim. Bazı yerlerde iliştirme ve ilişki aynı anlamda kullanıldı.

Parçaların değeri ve vazgeçilebilirliği konusunda, çağdaş diye adlandırılan toplumda hayatı kolaylaştıracak gereçler örneğini inceleyebiliriz: Mesela, evinde çamaşır makinesi, televizyon, bulaşık makinesi, buzdolabı gibi şeyler ciddi olarak hayatı kolaylaştırıyor görünmektedir. Ama, bu yeni ürünlerin çıkmasını, sürekli yeni aletlerin üretilmesi ve birkaç sene içinde bozulmasını açıklamaya yetmez. İhtiyaç halinde gidip alınması gereken bir buzdolabı, yüzlerce marka/çeşit arasından seçilmek zorunda bırakılmakta, televizyonda çıkan reklamları günlük yaşantınızın bir kısmını alıp götürürken, insanları bir eşya alma bağımlısına çevirmektedir. Bu çağımızda ulaşılmak istenen toplum yapısının tipik bir görüntüsüdür.

İnsanlar, temel olarak mutlu olmak için yaşarlar. Ama, eğer hedefleri hayatlarını kolaylaştıracak aletleri almak için yaşamaya dönerse; bu hem büyük şirketlerin isteğidir,  hem de amaçtan ciddi bir sapmadır. Bu sapma, tepeden bakıldığında bir çeşit kölelik amaçlıdır. Kendi yaşamlarının yerine kendine gerekli gösterilen şeyleri alabilmek için yaşayan, kendi hayatını değil, başkalarının kazancına hayatını harcamak.

Eğer, insanlar artık kendi entelektüel ve ütopya (diyelim ya da mutluluk hedefli yol diyelim) aile yaşantısının hedefinden uzaklaşmaktadırlar. Bu ne demek? İnsanların hayatı, çocuklarını bakmak, büyütmek ve eğitmek amaçlıdır. Her anne, baba bu hedefi söyler! Ama, bir yandan da bakın, sadece şehir hayatının gösterdiği hedeflerden dolayı, zamanının çoğunu bu sözde hedeflere harcar. Daha ufak bir yerleşim yerinde ihtiyaç duymadığı şeylerdir bunlar. Gözümüzde canlansın; işe gidebilmek için saatlerce yolda vakit kaybetmek, bir yerden başka bir yere gitmek için araba almayı ve kendisini arabasında özgür ve mutlu kılmayı amaçlamak. Daha çok para kazanabilmek için, çocuğu için çalıştığını söyleyerek, çocuğunu evde tanımadığı bir insana emanet edip, akşam işten geç saatlerde çıkmak ya da basitçe gün boyu onu görmemek. Evine sadece uyumaya giden birinin evinde, her türlü eşyanın gerekli olursa diye evinde boylu boyunca dizilmiş olması gibi pek çok örnek sayılabilir. Ama en önemlisi, iyi bir hayat vereceğim diye hiç görmediği çocuğu için para kazanmaya çalışmasıdır. Bunların hepsi bir çelişkidir. Çocuğunu seviyorsan evinde olmalısın. Yolda geçen zamana acıyorsan, daha ufak yerde yaşayacaksın, ihtiyacın olmayan bir makineye para vermek ya da bunu her sene değiştirmek için, tüm zamanını bu hedefe odaklamayacaksın (hayatının amacı para kazanmak olmayacak, parayı hedeflerine ulaşmak için kullanmak).

Bu şehir hayatı hedefleri sadece, çağdaş toplum düzenine, yakıt sağlar. Şehirde yaşadığın için ihtiyaç duydukların ve bu sahte hedeflere odaklanmak...

İşte burada iliştirme kuramını gözden geçirebiliriz. Eğer, bu eşyalarla hayatını iç içe hale getirmez ve onları olmaz ise olmaz görmez isen, gerçek hayata dönersin. Aslında, sanal ihtiyaçlar ve hayatına bu ihtiyaçların yön vermesi ve aslında tüm yaşantının başkalarına hizmet etmesi, size bir kurgu-bilim filmini hatırlatıyor mu?

Bu doğrultuda eşyaların gerçek değerini görmek ve vazgeçilmez olmadığını bilmek, yaşamı daha sade ve kolay yapacaktır. Bu parçaların vazgeçilmez olması ile anlatılmak istenen budur. Parçalar değil, hedef önemlidir; hedefi göz ardı edip, parçalar içinde kaybolmamalıyız. Parçalar, bir bütün için feda edilebilir. Çünkü var olan amaç aslında bütündür. Go oyununu oynuyorsanız çok kolay anlaşılır bu durum. Oyunu kazanmak için taş fedası çok doğaldır. Hayattaki parçalara bu kadar basit bakmak çok zor, ama bunu bilmek karar almanızı basitleştirebilir. Feda edilebilir olmasından W.Cobb'un yazısı bunu kastediyor. Eğer, mutlu olmak hedefse aile değer olarak çok değerlidir. Ama, amaç aydınlanma ise değerler buna göre değişir. Çağımızda aydınlanmayı hedef almak hem zordur, hem de gerekli midir sorusunu düşünmek gerekir. Hayatımızın da sınırlı olduğunu bilmek, yaşama amacımızdaki ihtiyaç-gereklilik oranını sorgulamaya yöneltmelidir. Mutlu yaşam için, belki bir köyde bulaşık yıkamak, akşamları TV seyretmek yerine masal anlatmak zorunda kalınabilir ama sana doğru olarak sunulmuş, sadece sanal ihtiyaçlardan oluşan bir hayatı yaşamamış olursun. (M.Dardeniz mart 2006)

İndeks

M.Dardeniz

Hosting by WebRing.